24 Ekim 2014 Cuma

O' gün

                21 Aralık 2012... Pek çokları için “acaba” lar ile dolu olan bir gündü. Acaba ölecek miydik? Dünya gerçekten sona mı erecekti? Yoksa farklı bir evreye mi girecektik? Mayaların takviminin bu dönemde bitiyor olmasını çoğunluk “Dünya’nın sonu” olarak görmüştü. Yok olacaktık.
Dünya sona ererken insan ne yapardı? O gün her şeyin biteceğini bildiğinizde ya da en azından bir acaba? dediğinizde, ne yapmak isterdiniz? Ben O ile sıcak şarap yapmaya karar vermiştim. O da sıcak şarap yapma teklifine hayır diyememişti. Birlikte sıcak şarap yapmak hayatımdaki en romantik anlardan birisiydi sanırım.
Dünyanın sonunu o’nla geçirmekten daha mantıklı bir şey olamazdı. Sıcak şarap yudumlayıp ona bakıp onu dinlerken dünyanın sona ermesini beklemek...
Ve tabii ki dünya sona ermedi ve hayatımıza devam ettik.

                22 Aralık 2012; O, evinde ben ve 3 arkadaşımızı daha rakı sofrasına davet etti. Beni kapıda bütün harikalığıyla karşıladı. Rakımızı içtik. İlk kez öpüştük. Hiç romantik değildi, yine de hiçbir öpüşmemde böyle hissetmemiştim. O akşam birlikte uyuduk, yalnızca uyuduk. Dokunmayı göze alamadım.
                24 Aralık 2012;
-Mınıski, yaşadığımız bir hataydı.
-Anlamıyorum...
-Elveda Mınıski

Ve böylece gitmişti. Ne yapacağımı bilemedim. Sahile çıktım. Hava fırtınalıydı. Her yer uçuşuyordu ama benim üzerimde sadece pijamalarım vardı. Hava beni etkilemiyordu. İçten içe yanıyordum, muhtemelen fırtına beni ancak dengeliyordu. Hava karanlıktı ve denizin yüksek dalga seslerinden başka bir ses duymuyordum. Birde O’nun sesi “Elveda Mınıski”
Birden soğuğu hissettim, sesler azaldı, ciğerlerime dolan kirli deniz suyunun tuzlu tadı. Yakıyordu gerçekten, sonra kendimi karanlığa teslim ettim ve huzur...

Uyandım;
Terk edilmenin acısıyla muhtemelen rakıyı fazla kaçırmıştım, başımda bir ağrı, ağzımda pis bir tat. Her yerim tutulmuş, el yordamıyla telefonuma uzandım saate bakmak için.  03:03, daha uyuyabileceğim için sevindim. Bu halde işe falan gidemezdim. Bir an gözüm takıldı, telefonumun tarihinin 21 Aralık 2012 de olduğunu gördüm. Önemsemedim ve uyudum.
Sabah televizyona baktığımda dünyanın sonundan bahsediyorlardı. Arkadaşım Kelebeği aradım.
-holaaa
- Yavrum sana garip bişi sorucam
-sor yavrum
-Ben galiba dün rakıyı fazla kaçırdım O beni terk edince,..
-Ne!? O seni terk mi etti? Ben bugün sana sıcak şarap yapmaya gelecek zannediyorum?
-Kelebek bugün ayın kaçı?
- 21’i bugün bebeğim sen çok içmişin cidden.

24 Aralık 2012;
-Mınıski, yaşadığımız bir hataydı.
-Anlamıyorum...
-Elveda Mınıski

Tren yolunda hafif bir gezintiye çıktım. Çok karanlıktı. İlerden gelen ışığı görebiliyordum. Sanki beni çağırıyordu. Uykum geldi. Raylar rahatsız gözüküyordu, ama amaca uygundu. Uzandım. Trenin beni görme şansı yoktu.

21 Aralık 2012;
İnanılmaz bir karın ağrısıyla uyandım. Tuvalete koştum. Terk edilmiştim, onun üzüntüsü bağırsaklarıma vurdu diye düşündüm. Saate baktım, 03.03, 21 Aralık!

24 Aralık 2012;
Kalbimin ağrısını viski ya da ağrı kesici giderebilir, ikisini aynı anda yeteri kadar içersem, hiçbir ağrım kalmaz.

24 Aralık 2012;
Aynaya baktım;
-Mınıski?
-Ne var?
- Yakışıklısın Mınıski, ama ne sikine yaradı? O senle oldu mu?
-Hayır
-Daya iyi olmalıydın Mınıski, daha iyi

Ona bir yumruk attım, parçalara ayrıldı, büyük bir parçasını bıçak gibi kullanarak bileklerimi kesip sonra tutabildiğim kadarıyla gırtlağıma sapladım, yavaş yavaş, gırtlağıma ayna bata bata kan kaybederek ölmüştüm.

Pek çok farklı şekilde intihar ettim. Her seferinde hayatımın en harika dönemini yaşadığımı düşünürken O beni tekrar tekrar tekrar tekrar terketti. Hiç bir şekilde değiştiremedim. Ölmüş müydüm? Bilmiyordum. Ancak öleceğimi zannedecek kadar büyük acılar çektiğimin hemen arkasında gerçekten yaşadığımı hissediyordum. O yüzden her denememde acılı bir yöntem deniyordum. Ne yaparsam yapayım 24 Aralıkta intihar ediyordum ve 21 Aralıkta uyanıyordum.
Bunu farkettiğim ilk 21 Aralıktan beri şehir, karanlıktı ve ben aydınlığını en son ne zaman gördüğümü hatırlamıyordum. Havası insanı boğuyor, kasveti nefes aldırmıyordu. Şehir o hep gitmeye bağladığından beri karanlıktı ve ben, aydınlığı bir daha görür müydüm bilmiyordum.
Dünyanın sonunu birlikte geçirmiştik ve belki de dünya gerçekten sona ermişti.

Uyandım

Sadece karanlık vardı. Karşımda bir adam. Adamın teni simsiyah, suratı yok, üzerinde çizgili bir takım elbise var, 20lerden kalma, kıravatı yok, yakası Amerikalı pezevenkler gibi, kafasında bir fötr şapka, elinde baston. Bembeyaz bir aurası var, ama kendisi karanlık.
-Kim olduğumu biliyorsun Mınıski
Bana bakıyordu, ama suratı veya gözleri yoktu, benimle konuşuyordu, ama sesi yoktu, yalnızca kafamın içinde duyuyordum.
-Sen benim içimde bastırdığım karanlığım mısın?
Tam bir kötü adam kahkahası attı.
-Hayır Mınıski, ben bildiğin cennetten kovulanım, ben ateşten yaratılanım ben Mınıski, siz insanları yoldan çıkartanım, Acılarına son vermeye geldim Mınıski.
-Acı mı? Acı gelsin! Acıyı hissediyorsam yaşıyorum demektir!
Suratı yoktu, ama alaycı gülümsemesini hissettim;
-Acı zihnin bir halidir Mınıski, seni sen yapan da zihnindir. Bu yüzden öldüğün zaman acının geçip geçmeyeceğini bilemezsin.

Kötü adam kahkahasını attı ve yok oldu. Telefonuma uzandım. 21 Aralık 2012, 03:03.

Ölmüş müydüm? Hayatta mıydım? Bu hiç bitmeyen üç gün cehennem miydi? Galiba 21 Aralık için Mayalar Haklı çıkmıştı...