28 Nisan 2017 Cuma

Bazen...

Bazen...

Bazen hiç kimseyi üzmemeye çalışır, ama herkesi üzersin...

O zaman...

O zaman üzmeyi asla istemediğin insanları üzdüğün için onları üzdüğünden fazla üzülürsün, ama bunu söylemeye hakkın olmaz.

Başarısızlık hissi. Hayatın boyunca bir şeyleri "başarıyor" olman sevilmen için ön şart olmuşken, üzmeyi istemediğin insanları üzünce yaşadığın başarısızlık hissi, gırtlağında bir düğümle otururken, bu sikik hissin verdiği yıkılmışlığı belki geçirir diye kendine attığın tokatları hissetmemek.

Bazen sıçtığın zamanlar olur.

Bazen, insanlar bir şeyler söylemeni bekler. Bazen insanların senden bir şeyler söylemeni beklemesi seni gerer, çünkü aslında söylemek istediğin şeyler kelime haznende yoktur ve var olan kelimeler söylemek istediklerini anlatmak için çok bayağı kalır...

Bazen hissettiklerin beyninden geçer, kalbinden değil.

Bazen insanları kırarsın.

Bazen insanlar için hayal kırıklığı olursun.

Onlar bilmezler ki, onları kırdığın, hayal kırıklığına uğrattığın ya da üzdüğün için kendini onların seni suçlayabileceğinden daha çok suçlarsın.

Bazen ağlarsın yalnız başına, onlar bilmeden. Bilseler belki... belki yalnız olmazsın ama...

Bazen ağlarken yalnız başına olman gerekir...

Monsieur Mınıski


29 Mart 2017 Çarşamba

Mutluluğu Başarmak

Toplumun kadına yüklediği rolü oynayan kadınlardı hepsi. Bizler de erkek rolündekilerdik. Kadın, evlenmeliydi. Evlenmek için erkeği "kandırmalıydı". Erkeği kandırarak evlendikten sonra kadın, iyi bir eş olabilmeliydi. İyi eş olması erkeğin memnuniyetine bağlıydı. Evlilikten sonraki hedef ise erkeği elde tutmaktı kadın için. Kocasını elinde tutmasını bilen kadın. Bu yüzden dara girdi mi evlilikleri, hemen patlatıverirdi çocuğu! Hangi mantıklı insan mutlu olmadığı bir insandan çocuk yapardı ki? Mantıksızdı kadın, topum ona böyle söylemişti. Duygusal olmalıydı. Hayatı boyunca yalnızca bir kişi ile birlikte olması onu değerli kılardı.

Halbuki erkek öyle miydi?

Delikanlı adamdı erkek. Gezmeli-tozmalı, çok canlar yakmalı. Çapkındı erkek, evlense bile durmazdı. Kadınlara reva görülen ahlaktan muaftı. Bir yerde de evlenmesini bilmeliydi erkek, aile kurmalı, soyunu devam ettirmeliydi. Yüzde elli DNA'sını verdiği halde devam eden erkeğin soyuydu, kadınların soyu olamazdı. Karısına devamlı ilgileneceği çocuğu verdikten sonra, evinin ihtiyaçlarını aksatmamak kaydı ile, çapkındı hovardaydı. Duygu hissetmezdi erkek, empati yapmazdı! Ağlar mıydı hiç erkek?

Sonra bir gün erkek, başka bir kadın tarafından kandırılır, çocuğunu ve karısını arkada bırakır giderse, hala başarılıydı... "Vay bee yepisyeni hayat kurdu"ydu. Ya kadın?

Kocasını elinde tutamayan kadın toplum tarafından üzüntüyle izlenirdi. Cık cık cık, yazıktı o kadına, "başaramamıştı" kocasını elinde tutmayı, ayıp sayılmasa da, beceriksizliğe delaletti. Çünkü bu tarz toplumlarda kadın için başarı limiti kocasını elinde tutmak, evi çekip çevirmek, güzel yemek yapıp, çocuğuna annelik yapmaktı.

"Ara ara üzülüyorum Mınıski" dedi bana. Üzülmesini sevmiyordum. Biliyorum, hayatımda tanıdığım en muhteşem kadınlardan biri olmasına rağmen, bu gerizekalıca toplum normlarında ve değerlerinde yetiştirilmişti. Alttan alta başarısızlık hissi onu kemiriyordu.

"Başarı nedir Eva biliyor musun?" dedim. "Başarı, mutlu olmaya çalışmaktır." Eğer bir insan, bir ilişki, bir evlilik, seni üzüyorsa bitirmen başarıdır. Başarı, sevdiğin ve seni mutlu eden şeyleri yapabilmektir. Sevmektir başarı, ve kayıtsız şartsız sevmektir. Ve sevilmektir başarı, kendin olduğun için sevilmek. Altında hiç bir sebep aramadan öylesine sevmek ve sevilmektir.

"Bunları anlayabiliyor mu insanlar Mınıski?" diye sordu.

Hayır Eva, anlamıyorlar. İnsanlar sadece toplumun onlara söylediği şekilde sevmeyi biliyorlar. Sevmenin onlar için tek metodu var; sahip olmak. En kısa yoldan, en hızlı şekilde sahiplenmek. Oysa en klişe örnekle bile, açan bir çiçeği sevebiliriz ama onu sahiplenmek isteyerek koparırsak solacaktır.

Hem, koparırsan o çiçeği, başka insanlar nasıl görür onun güzelliğini? Bencillik değil mi bu?

İnsanlar sevmeyi, gerçek anlamda sevmeyi bilmiyorlar Eva. Onlar yalnızca Sevgi kelimesine toplum tarafından yüklenen anlamı yaşamaya çalışmayı biliyorlar. Ve işte bu yüzden sevgili Eva, aslında sen, ben ve bir avuç insan dışında hiç kimse başarılı değil.