25 Mayıs 2014 Pazar

Bilge Kadın

                Çok yalnızdı. Etrafında bir sürü adam olmasına rağmen, yine de yalnızdı. Erkekler ilgisini çekmek için birbirleriyle yarışıyordu ve o bundan keyif alıyordu, fakat bu, yalnızlığını gidermiyordu.
Pek çok farklı insanla pek çok farklı mekanlara gidiyordu. Devamlı yeni insanlarla tanışıyor, eğleniyor, dans ediyor, şen kahkahalar atıyor, sakarlıklar yapıyor, daha da çok gülüyordu.
Diğer kadınlar onu her zaman kıskanırdı. Onu gören kadın resmen tıslar, tehdit algılar kötü bakışlar atar, sevgilisi varsa onu koruma altına alırdı. O onları umursamazdı. Yoklarmış gibi davranır, onları daha da çıldırtırdı. O kadınlar gibi kendisine güvensiz değildi. Doğal hali buydu ve erkekleri çeken de onun bu doğal haliydi.
Kadınlık iç güdüleri fazla yoğundu. Bakımlıydı, hem de çok bakımlıydı. Girdiği her ortamda mutlaka dönüp ona bakardınız. Bu onun uzmanlık alanıydı. Sizi isterse, alırdı.

                Onu uzun yıllar sonra tekrar gördüğümde, etkisine aynı şekilde kapılmıştım. Çok kadındı, hormonlarınızı hareketlendiriyordu. Ben beyefendi olma çabasıyla ona yaklaşırken, o hanımefendilikten uzak, gayet rahat, ama hala çok çekiciydi. Diğer erkekleri de çeken doğal halindeki rahatlığına bende kapılmıştım işte. Tüm erkekler aynı boktuk. Belirli bir formülümüz vardı, doğru uygulandığında aklımızı başımızdan alan. O bu formülü çok önceleri ezberlemişti.
Onu diğer kadınlardan farklı kılan özelliği, bana en çekici gelen yanı, sadece zekiliği değil, ki bazı durumlarda pek zeki olduğu söylenemezdi, bilgeliğiydi. Birbirimizin yanında çok rahattık. Aramızda reddedilmesi imkansız bir çekim vardı. Onu istiyordum, onun da beni istediğinden emindim, hala daha eminim, ama bu çekim rahat olmamızı engellemiyor, aksine rahat oldukça daha çok birbirimize çekiliyorduk.
Bir keresinde, ona "peki bana verir miydin?" dedim, pis konuşmayı seviyorduk, ahlaksızdık, ve birbirimizle iğrenç konuşuyorduk, ama bu bizi daha da komik yapıyordu. "O vermek değildir Mınıski, paylaşmaktır" dedi. Bu cümle, bu basit cümle, ilişkilere bakış açımı değiştirmişti. Etkilendim. Bu lafın üzerine her hangi bir şey söyleyemedim. Yavaş yavaş kafamı sağa sola sallayarak alkışlamaya başladım. Sonra ayağa kalktım ve daha hızlı şekilde alkışladım. Şaşkınlıkla beni izledi, sonra birbirimize bakıp kahkaha attık.
Bana göre romantik bir buluşmanın sonunda, donumuza kadar ıslandığımız bir yağmura yakalanıp İstiklal caddesinde kuytu bir köşeye sığındık. Sırılsıklamdık, birbirimizi istiyorduk, ve vücutlarımız birbirine değerken ağızlarımızın arasında çok kısa bir mesafe vardı. Çenesinden nazikçe yukarı kaldırdım ve dudaklarına uzandım. Hormonlarım alarm halindeydi. O sağanak yağmurda üzerime düşen damlalar sanki anında buharlaşıyordu.
Kafasını çevirdi
"Ama..." dedim "Ama neden?"
"Biz seninle arkadaşız Mınıski" dedi. Eminim bu hayatında en çok pişmanlık kurduğu cümleydi.
"Saçmalama" dedim, birden artık yağmur damlalarının buharlaşmadığını fark ettim, daha çok başımdan aşağıya dökülen soğuk bir duş gibiydiler.
"Seninleyken kendimi kadın gibi hissetmiyorum Mınıski" dedi, bu yüzden bu kadar rahat davranıp pis konuşuyordu.
Çok kızdım, benim için ağır bir hakaretti bu! Ben ona karşı hep bir beyefendi olmuştum, sinirime yenik düştüm;
"Sana hanımefendi gibi davranıldığında kendini kadın gibi hissedemiyor musun? Kadın gibi hissetmen için illaki sana kevaşeymişsin gibi mi davranmam lazım?" dedim. Bana göre benim bir kadına hayatımda söylediğim en sert cümleydi. Gelişine vurmuştum.
"Ben kevaşe olmayı seviyorum Mınıski" dedi. Benim yanımda o kadar rahattı ki...
Gülümsedik birbirimize, sonra ben bir kez daha onu öpmek istedim, suratıma geğirdi, tutamamıştı. İfadesiz suratlarla birbirimize baktık ve insanların dikkatini çekecek kadar yüksek sesle kahkaha attık. Uzun süre durmadı kahkahamız.
Harika bir kadındı. Hem bilge, hem de politikti, ona "peki bana verir miydin?" diye soruduğumda bana bir cevap vermediğini fark ettim. Beni istiyordu, ama arkadaş bölgesine almıştı. Bu normalde müsaade etmeyeceğim bir durumdu. Ama o bilgeydi.

Arkadaş olduğumuz süre içerisinde hayatından bir sürü adam geçti. Hepsini kıskandım, o da benim hayatımdaki kadınları kıskandı. Ama arkadaş olduğumuz süre içerisinde, o artık yalnız değildi ve ben Mınıski, ben de artık yalnız değildim...