Hiç bir zaman çok
fazla arkadaşım olmamıştı. Olanlar bana yetiyordu. Pek çok insanın aksine çok
fazla arkadaşım olsun diye de uğraşmıyordum. İlk anda sevmediğim insanlarla
arama mesafe koyuyordum ve hoşlanmadığım insanları, ya da bana yanlışı olan insanları
pat diye hayatımdan çıkartabiliyor, azıcık pişmanlık ya da üzüntü duymuyordum.
Aptal insanlarla
uğraşmayı sevmiyordum sanırım, problemim buydu. Aptal insanlar aptal
olduklarını bilmezdi, bu yüzden hepimiz aptaldık. Ama karşınızdakinin aptal olduğunu
bilebilirdiniz, anlaması çok kolaydı. O çuval gibi ağzını açtığında ağzından
çıkan boş sözcük dizelerinden karşınızdakinin ne kadar aptal olduğunu anında
söyleyebilirdiniz.
Çok fazla aptalla
tanışmıştım hayatımda. Kendilerini insan sarrafı zannedip, karşılarındaki
insanı onbeş dakika muhabbet ederek çözebileceklerini düşünüyorlardı. Sonra da
bunu o insanları yargılamak için kullanıyorlardı, sanki başkalarını
yargılayabilecek kapasiteye sahipmiş gibi, sanki herhangi birisi herhangi
birini yargılayabilmeliymiş gibi.
Bana göre bombok olan hayatında
çok mutluydu. Ben onun gibi hissetsem kafayı yerdim. Yaşamak için hiç bir
sebebi yoktu. Benim için asalaktan farksızdı. Ben devamlı öğrenmek isterken,
devamlı bir şeyler araştırırken, okurken, bu ona saçma gelir, bu yaptıklarım
bana para olarak dönmeyecekse vakit kaybı olarak görür, beni aşağılardı.
Söyledikleri
umrumda bile değildi. Benim okuma ve öğrenme çabalarımı zaman kaybı olarak
görürken, kendisi boş zamanlarında çeşitli yöntemlerle kafayı bulur, boş konuşur,
hiç bir şey yapmamaktan keyif alırdı ve buna rağmen insanlara laf
söyleyebilecek yüzü olurdu. İşte bu kadar aptal bir insandı karşımdaki.
Kendi kendini
benim aşağılık biri olduğuma inandırmıştı ve benimle kendi kapasitesi
çevresinde dalga geçmeye çalışıyordu. Ben de çok zeki bir insan sayılmazdım,
ama ondan aptallık akıyordu. O konuştukça ben ondan uzaklaşıyordum. Muhtemelen
hayatı boyunca yaşadığı boktan ve başarısız ilişkilerin sebebi buydu. Güzelliği
insanı çekiyor, ama boşluğunda kayboluyordunuz. Sonrasında artık size güzel
bile gözükmüyordu. Belki de onu Tyler Durden’ın söylediği gibi, “aptal et
parçası” olarak görebilirdiniz ve ilişkiniz bunun üzerinden devam edebilirdi.
Boşluğunu
gördüğüm zaman uzaklaşmıştım. Bu bilinçli yaptığım bir şey değildi. Zamanla
oluşan bir refleksti muhtemelen. Yalnızca şikayet eden, hiç bir işe yaramayan,
yaptıklarınızı takdir etmeyen insanları uzaklaştırmanız gerekirdi, ve benim
bünyem bunu kendiliğinden yapıyordu. İçimden ona merhaba bile demek geçmiyordu.
Hiç kimseyi önemsemiyordu ve bunun karşılığında önemsenmeyi bekliyordu ve bu
sinir bozucuydu.
Benden önce ve sonra da başarısız
ilişkileri olmuştu, ve olmaya da devam edecekti, beni de her konuşmaya
çalıştığımızda boşluğuyla yormaktan ve aşağılamaya çalışmaktan geri kalmayacaktı. Yine de, belki bir gün bir et parçasına ihtiyacım olurdu, onun için aşağılık
bir adamdım ve bunun hakkını vermem gerekiyordu...