25 Mayıs 2016 Çarşamba

Başlangıçlar

Tozlu daktilomu önüme koydum ve üfledim. Bir kaç hapşırma sonrasında her şey eskisi gibiydi. Parmaklarımı kırtlatarak başladım kalınan yerden;

“…Vedalaşmaya da gerek yoktu bu yüzden...

Ama vedalaşmıştık işte. 

Vedalaşmak. 

Dünyadaki en iğrenç şeydi bu. Vedalaşmak istediğiniz kişilerle vedalaşamaz, istemediğiniz kişilerle de vedalaşırdınız ve ikisi de sizi bok dolu bir çukurda hissettirirdi. Dostum Norman garip bir adamdı, ama bir keresinde çok hak verdiğim bir cümle kurmuştu. Hepimizin kendimize ait tuzaklarımız vardı. Hiç birimiz bu tuzaklardan kurtulamıyorduk. Tırmalayıp tepiniyorduk, ama yalnızca havayı ya da birbirimizi ve 1 santim bile yerimizden kıpırdayamıyorduk.”

Durdum, yazdığımı tekrar okudum. Hoşuma gitmişti, ama gerisini getiremiyordum. Eski dostum Do’Urden aklıma geldi. Farklı bir kâğıt koydum, tekrar başladım;

“Bazen hatırlamamız gerekir ki,bir gündoğumu sadece birkaç dakika sürer.Ama onun güzelliği sonsuza kadar kalbimizde parlayabilir” Demişti. “O gün doğumunun güzelliğini, bir daha kimsenin göremeyeceği kadar güzel görmüştüm. Ne yazık ki buna ben de dâhildim.” Dedim.

Kâğıdı çıkarttım. Bu bir yazı başlangıcı olamazdı, ancak sonu olurdu. Ama daha sonu gelmemişti.

“Her başlangıç, başka bir başlangıcın sonudur” şarkı sözünü hatırladım, gülümsedim. Hayatımı film yapsam müzikal olurdu bana göre. 

Biraz paslanmıştım, ama yazı yazmaya geri dönmüştüm…

Monsieur Mınıski

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder