27 Mart 2014 Perşembe

Aşağılık

              Hiç bir zaman çok fazla arkadaşım olmamıştı. Olanlar bana yetiyordu. Pek çok insanın aksine çok fazla arkadaşım olsun diye de uğraşmıyordum. İlk anda sevmediğim insanlarla arama mesafe koyuyordum ve hoşlanmadığım insanları, ya da bana yanlışı olan insanları pat diye hayatımdan çıkartabiliyor, azıcık pişmanlık ya da üzüntü duymuyordum.
Aptal insanlarla uğraşmayı sevmiyordum sanırım, problemim buydu. Aptal insanlar aptal olduklarını bilmezdi, bu yüzden hepimiz aptaldık. Ama karşınızdakinin aptal olduğunu bilebilirdiniz, anlaması çok kolaydı. O çuval gibi ağzını açtığında ağzından çıkan boş sözcük dizelerinden karşınızdakinin ne kadar aptal olduğunu anında söyleyebilirdiniz.
Çok fazla aptalla tanışmıştım hayatımda. Kendilerini insan sarrafı zannedip, karşılarındaki insanı onbeş dakika muhabbet ederek çözebileceklerini düşünüyorlardı. Sonra da bunu o insanları yargılamak için kullanıyorlardı, sanki başkalarını yargılayabilecek kapasiteye sahipmiş gibi, sanki herhangi birisi herhangi birini yargılayabilmeliymiş gibi.
                Bana göre bombok olan hayatında çok mutluydu. Ben onun gibi hissetsem kafayı yerdim. Yaşamak için hiç bir sebebi yoktu. Benim için asalaktan farksızdı. Ben devamlı öğrenmek isterken, devamlı bir şeyler araştırırken, okurken, bu ona saçma gelir, bu yaptıklarım bana para olarak dönmeyecekse vakit kaybı olarak görür, beni aşağılardı.
Söyledikleri umrumda bile değildi. Benim okuma ve öğrenme çabalarımı zaman kaybı olarak görürken, kendisi boş zamanlarında çeşitli yöntemlerle kafayı bulur, boş konuşur, hiç bir şey yapmamaktan keyif alırdı ve buna rağmen insanlara laf söyleyebilecek yüzü olurdu. İşte bu kadar aptal bir insandı karşımdaki.
Kendi kendini benim aşağılık biri olduğuma inandırmıştı ve benimle kendi kapasitesi çevresinde dalga geçmeye çalışıyordu. Ben de çok zeki bir insan sayılmazdım, ama ondan aptallık akıyordu. O konuştukça ben ondan uzaklaşıyordum. Muhtemelen hayatı boyunca yaşadığı boktan ve başarısız ilişkilerin sebebi buydu. Güzelliği insanı çekiyor, ama boşluğunda kayboluyordunuz. Sonrasında artık size güzel bile gözükmüyordu. Belki de onu Tyler Durden’ın söylediği gibi, “aptal et parçası” olarak görebilirdiniz ve ilişkiniz bunun üzerinden devam edebilirdi.
Boşluğunu gördüğüm zaman uzaklaşmıştım. Bu bilinçli yaptığım bir şey değildi. Zamanla oluşan bir refleksti muhtemelen. Yalnızca şikayet eden, hiç bir işe yaramayan, yaptıklarınızı takdir etmeyen insanları uzaklaştırmanız gerekirdi, ve benim bünyem bunu kendiliğinden yapıyordu. İçimden ona merhaba bile demek geçmiyordu. Hiç kimseyi önemsemiyordu ve bunun karşılığında önemsenmeyi bekliyordu ve bu sinir bozucuydu.

                Benden önce ve sonra da başarısız ilişkileri olmuştu, ve olmaya da devam edecekti, beni de her konuşmaya çalıştığımızda boşluğuyla yormaktan ve aşağılamaya çalışmaktan geri kalmayacaktı. Yine de, belki bir gün bir et parçasına ihtiyacım olurdu, onun için aşağılık bir adamdım ve bunun hakkını vermem gerekiyordu...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder