Bir
keresinde, sadece çok meşhur ve benim zevklerime uygun olduğundan dolayı
bir kitap okumuştum. Üçlemeydi. İlk kitabı eğlenceli, kafa dağıtmalık bulmuşken
son kitaba geldiğimde atlaya atlaya okur olmuştum.
“Ah benim canım” , “ahhhh beniimmm” ,”ohh eveettt erkeğim”, “seni
seviyorum”, “benimsin”, “seninim evet mmmhhh” zaten hayatları böyle olan bir
çiftti, bir de üzerine evleniyorlar ve o yeni evlenmelerinin verdiği mucmucluk
daha da yükseliyor ve çekilmez bir hal alıyordu. Kitap o kadar saçmaydı ki,
bana ondört yaşında ve hayatında hiç sevişmemiş bir kız çocuğunun biraz
karanlık ve erotik anlatımla süslenmiş fantazileri gibi gelmişti.
Hiç bir “gerçekten yaşayan kadın” ın bu kitaptaki gibi
olmayacağını düşünüyordum. Bu kadar “aaah aman tanrım senin için ölüyorum
bitiyorum aşığım” dan başka bişi söylemeyen bir kadın olamazdı, çok saçmaydı.
Hayatımda hiç bu kadar yanılmamıştım!
Bazen programlanmış bir android
olduğunu düşünüyordum. Kafası sanırım biraz daha 1950’lerin Amerikalı kadını
şeklinde çalışıyordu. Tek yaptığı evde erkeğini bekleyip, akşam o eve gelene
kadar onu özlemek ve ona yemek yapmak olan bir kızdı. Akşam eve geldiğim
zamanlar onu evde sırf benim için süslenmiş buluyordum. Eve girer girmez
boynuma atlayıp beni ne kadar çok özlediğini söylüyor, beklenti içinde yüzüme
bakıyordu. “Bende” diyordum, gülümsüyordu. Halbuki ondan o kadar sıkılmıştım ki
eve gelmek günün en kötü bölümüydü benim için.
Sizi duyar gibiyim. “Öküz! Siz erkeklere de yaranamıyoruz!”
evet, pek çok erkeğin alıp evlenip sonsuza kadar mutlu yaşayabileceği bir
kızdı. Ben o pek çok erkekten biri değildim. Fena halde canım sıkılmaya
başlamıştı. Yemek sırasında muhabbet ederken “bugün ne yaptın” diye sorduğumda
hep aynı cevabı alıyordum; “seni özledim, evde oturup televizyona bakıp seni
düşündüm tüm gün” Ah ne romantik... “Bana bütün gün boş boş oturmuşsun gibi
geldi?” demek istedim, diyemedim, ağlamaya başladığı zaman ne dediğini
anlamıyordum ve bana o kadar saçma sapan şeylerden bahsediyordu ki, ne dediğini
anladığım zamanlarda da neden bunu dediğini anlayamıyordum.
Benim
için sıradan bir kızdı. Aslında hayatımda olmasını istemediğim biriydi. Bir
şekilde girmişti ve benim ona bir süre katlanmam gerekmişti. Hayatıma girmiş diğer
bütün kadınlar gibi nevi şahsına münhasır sorunları vardı. Hep olurdu, ve her
ağladığında o sorunların hepsini o susana kadar dinlemek zorunda kalırdım.
Bitirdiği zaman ise beklentiyle suratıma bakardı, bişi dememi beklerdi. Bişi
demezdim, o da bozulurdu. Ağzımı açsam çıkacak kelime “eee, bana ne? Ne yapabilirim
ki ben?” olacaktı, ve bunu söylememek için sessizliğimi koruyordum, evet bazen
duygusuz olabilirdim, ama gerçekten anlattıklarına yapabileceğim hiçbir şey
yoktu.
Tabii ki ben hiç bişi demediğim için yine öküz oldum ve onun
tepkisi “tabi, hiç bir önemi yok benim söylediklerimin Mınıski, hıhı , hadi git
yat uyu, uyumak istiyodun ya, hııı, git hadi” oldu. Orda dursam susup oturuyor,
gidip yatsam en az bir saat kadar da yatakta konuşuyordu, tek verdiğim cevaplar
“hıhı” ve “hadi uyuyalım artık bebeğim” olmasına rağmen. Ertesi gün işim vardı,
bunu biliyordu, saat onbirde uykum geldi dememe rağmen saat bir buçuğa kadar
beni tutup, bunun kısa bir süresinde sevişip, kalan zamanını canımı sıkarak ve
hiç umrumda olmayan ve olsa bile hiç bir şey yapamayacağım problemlerini bana
anlatarak, ve bunun yanında beni hiç inandıramadığın milyon tane seni seviyorum
diyerek o kitaptaki sonsuz mucmucluk halini canlı canlı yaşatması onun umrunda
bile değildi. Tıpkı onun problemlerinin benim umrumda olmadığı gibi.
Evimde yalnız kalmaya alışmıştım sanırım ve başkasının
olması, evimin rahatlığını ve özgürlüğünü sınırladığı için beni geriyordu.
Yalnızlık iyiydi, onun gibi bir kadınla olmaktan çok daha iyi...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder