17 Nisan 2014 Perşembe

Banane?

                Bir keresinde, sadece çok meşhur ve benim zevklerime uygun olduğundan dolayı bir kitap okumuştum. Üçlemeydi. İlk kitabı eğlenceli, kafa dağıtmalık bulmuşken son kitaba geldiğimde atlaya atlaya okur olmuştum.
“Ah benim canım” , “ahhhh beniimmm” ,”ohh eveettt erkeğim”, “seni seviyorum”, “benimsin”, “seninim evet mmmhhh” zaten hayatları böyle olan bir çiftti, bir de üzerine evleniyorlar ve o yeni evlenmelerinin verdiği mucmucluk daha da yükseliyor ve çekilmez bir hal alıyordu. Kitap o kadar saçmaydı ki, bana ondört yaşında ve hayatında hiç sevişmemiş bir kız çocuğunun biraz karanlık ve erotik anlatımla süslenmiş fantazileri gibi gelmişti.
Hiç bir “gerçekten yaşayan kadın” ın bu kitaptaki gibi olmayacağını düşünüyordum. Bu kadar “aaah aman tanrım senin için ölüyorum bitiyorum aşığım” dan başka bişi söylemeyen bir kadın olamazdı, çok saçmaydı.

Hayatımda hiç bu kadar yanılmamıştım!

Bazen programlanmış bir android olduğunu düşünüyordum. Kafası sanırım biraz daha 1950’lerin Amerikalı kadını şeklinde çalışıyordu. Tek yaptığı evde erkeğini bekleyip, akşam o eve gelene kadar onu özlemek ve ona yemek yapmak olan bir kızdı. Akşam eve geldiğim zamanlar onu evde sırf benim için süslenmiş buluyordum. Eve girer girmez boynuma atlayıp beni ne kadar çok özlediğini söylüyor, beklenti içinde yüzüme bakıyordu. “Bende” diyordum, gülümsüyordu. Halbuki ondan o kadar sıkılmıştım ki eve gelmek günün en kötü bölümüydü benim için.
Sizi duyar gibiyim. “Öküz! Siz erkeklere de yaranamıyoruz!” evet, pek çok erkeğin alıp evlenip sonsuza kadar mutlu yaşayabileceği bir kızdı. Ben o pek çok erkekten biri değildim. Fena halde canım sıkılmaya başlamıştı. Yemek sırasında muhabbet ederken “bugün ne yaptın” diye sorduğumda hep aynı cevabı alıyordum; “seni özledim, evde oturup televizyona bakıp seni düşündüm tüm gün” Ah ne romantik... “Bana bütün gün boş boş oturmuşsun gibi geldi?” demek istedim, diyemedim, ağlamaya başladığı zaman ne dediğini anlamıyordum ve bana o kadar saçma sapan şeylerden bahsediyordu ki, ne dediğini anladığım zamanlarda da neden bunu dediğini anlayamıyordum.
                Benim için sıradan bir kızdı. Aslında hayatımda olmasını istemediğim biriydi. Bir şekilde girmişti ve benim ona bir süre katlanmam gerekmişti. Hayatıma girmiş diğer bütün kadınlar gibi nevi şahsına münhasır sorunları vardı. Hep olurdu, ve her ağladığında o sorunların hepsini o susana kadar dinlemek zorunda kalırdım. Bitirdiği zaman ise beklentiyle suratıma bakardı, bişi dememi beklerdi. Bişi demezdim, o da bozulurdu. Ağzımı açsam çıkacak kelime “eee, bana ne? Ne yapabilirim ki ben?” olacaktı, ve bunu söylememek için sessizliğimi koruyordum, evet bazen duygusuz olabilirdim, ama gerçekten anlattıklarına yapabileceğim hiçbir şey yoktu.
Tabii ki ben hiç bişi demediğim için yine öküz oldum ve onun tepkisi “tabi, hiç bir önemi yok benim söylediklerimin Mınıski, hıhı , hadi git yat uyu, uyumak istiyodun ya, hııı, git hadi” oldu. Orda dursam susup oturuyor, gidip yatsam en az bir saat kadar da yatakta konuşuyordu, tek verdiğim cevaplar “hıhı” ve “hadi uyuyalım artık bebeğim” olmasına rağmen. Ertesi gün işim vardı, bunu biliyordu, saat onbirde uykum geldi dememe rağmen saat bir buçuğa kadar beni tutup, bunun kısa bir süresinde sevişip, kalan zamanını canımı sıkarak ve hiç umrumda olmayan ve olsa bile hiç bir şey yapamayacağım problemlerini bana anlatarak, ve bunun yanında beni hiç inandıramadığın milyon tane seni seviyorum diyerek o kitaptaki sonsuz mucmucluk halini canlı canlı yaşatması onun umrunda bile değildi. Tıpkı onun problemlerinin benim umrumda olmadığı gibi.
Evimde yalnız kalmaya alışmıştım sanırım ve başkasının olması, evimin rahatlığını ve özgürlüğünü sınırladığı için beni geriyordu. Yalnızlık iyiydi, onun gibi bir kadınla olmaktan çok daha iyi...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder