“Aaaaiiyy selaaaam Monsieur
Mınıski” dedi, kafamı kaldırdım, tanrım resmen yanıyordu. Sapsarı saçları açık,
göğüslerini ve ince belini belli edecek bir gömlek, ve siyah ince naylon
çoraplarla kaplanmış bacaklarını hiçte örtmeyen minik bir eteği, boyunu onüç
ondört santimetre kadar uzatan rugan şaheserlerle tamalanıyordu. Heyecanlandım.
En piç gülümsememi takınarak, “hoşgeldiniz mademoiselle, ne hoş süpriz” dedim.
Kıkırdayarak oturdu, bıcır bıcırdı. Daha önce de beni
ofisimde ziyaret etmişti. Her hareketinden seks akıyordu. Kendi firmasıyla
çalışmam için tatlı tatlı dil döküyordu. Benimse aklımdan yalnızca onu masaya
yaslamak geçiyordu. Baştan çıkmıştım. Benden etkilenmesi için tüm kozlarımı
kullanıyordum, atmadığım bakış, yapmadığım gülücük, kalmamıştı, onu
tartıyordum, ona yazıyor ve ne olacağına bakıyordum, o ise her zamanki aptal
sarışın kırkırdamasıyla karşılık veriyordu.
İyiydi, gerçekten bu sikik yere bu seksi halde gelme
cesaretini göstermesi bile başlı başına bir şeydi. Ve o, benim bile nefesimi kesecek
bu haliyle, cıvıldak şekilde kendi şirketini pazarlıyordu. Eminim tüm
potansiyel müşterilere aynı şekilde davranıyordu ve eminim bu boktan yerdeki
pek çok firmanın yetkilisi, onla çalıştığı anda sevişeceklermiş gibi onunla
çalışmaya razı oluyordu, çünkü o bu havayı çok iyi veriyordu.
“Bu
sikik yerde” bir dükkanın önünden normal bir kız geçtiği zaman bile, dükkandan
hanzonun teki çıkar, önce kıza öküz gibi bakar, kız geçtikten sonra elini
sikine koyar ve bakmaya devam eder, kız gözden kaybolduğu zaman ise eli sikinde
içeriye girip, kızı nerelerinden, nasıl, ne yapacağını anlatırdı.
Böyle bir yere tam olarak gönderilecek pazarlamacı buydu; Ve
işte tam olarak bu yüzden, benimle asla çalışamayacaktı.
Evet fazlasıyla seksiydi, çok güzel bir kızdı ve kışkırtıcıydı.
Aptal sarışın tavırlarıyla kıkırdamaya devam ediyordu. Ona birlikte
çalışamayacağımızı söyledim. Şu anda çalıştığım firmadan çok memnundum. Üzülmüş
surat ifadesi takındı, tanrım çok iyiydi, onu öyle gördüğünüz zaman, o bıcır
bıcır aptal sarışın kahkahasını atmasını sağlamak için dünyayı ayaklarına
sermek istiyordunuz.
Hayır! Yemedim. Tüm irade gücümü kullanıyordum. Kendimi bu
iğrenç çevredeki öteki hanzolardan ayırmalıydım. Onlardan farklı olmalıydım.
“Ama siz yine de uğrayın” dedim onla vakit geçirmek güzeldi. Sonra bana son
ümidi olarak;
“Ama Monsieur Mınıski, hiç olmazsa üç sevkiyatın birini bana
verin, ben üçün birini almaya da razıyım...”
İma çok açıktı, belki de bu kadar açık olmasından dolayı,
onu küçümsedim, ona onu küçümseyen bir gülümsemeyle baktım. “Bu kadarı yeterli
Mademoiselle, sizinle çalışmayacağız, lütfen artık gidin” dedim. O
bıcırlığından eser kalmadı. Kalkıp giderken o aptal sarışın tavrından eser
yoktu. Maskesini bir sonraki potansiyel müşterisine giderken yeniden takmak
üzere çıkarmıştı.
O giderken arkasından kalçalarına ve şahane bacaklarına
bakıp, “ucuz kevaşe” diye geçirdim aklımdan. Yine de evde kendimle vakit
geçirirken zihnimde onu masaya yaslayacaktım...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder