11 Nisan 2014 Cuma

İki Tam

Bir ilişki istemiyordum. Bir ilişkiden ne isteyeceğimi bile bilmiyordum ki bir ilişki isteyeydim. Ben bir kızı beğenip ona yazmaktan hoşlanan bir adamdım, sonra başka bir kızı beğenip ona yazardım. İlişkiyle pek ilgilenmiyordum. “Benim öteki yarım” saçmalıkları bana genelde kendi kendine bir bok beceremeyen çaresiz insanların hayata tutunma çabası gibi gelirdi. Ben tek başıma gayet iyi idare ediyordum, benim öteki bir yarım yoktu, ben tamdım.Bana yapışıp hayat mücadelesi vermeye çalışacak  bir asalağa ihtiyacım yoktu hayatımda. Zaten bir tamın uğraşması gereken şeylerle uğraşıyordum, bir yarıma daha ihtiyacım yoktu.
Buna rağmen, son derece açık bir insan olmaya çalışıyordum. Yazdığım kızlara niyetimi açıkça belli ederdim, onlarda genelde fazla uzatmadan kaçarlardı zaten. Bazen anlamazlar, aramızda çok romantik şeyler olduğunu düşünür, kendi küçük pembe dünyalarında hayaller kurarlardı. İşte bu kızlar yere çok sert düşerlerdi. Ne yazık ki o küçük dünyalarından çıkartırdım onları. Canları yanardı ama benim yüzümden olmazdı bu, onlar anlamasa da bu hep onlar yüzündendi. Nasıl göremezlerdi ki?
Onlar düşünce bir süre kendimi kötü hissederdim, ama hemen sonra bana saldırmaya başlarlardı. İşte o zaman ne kadar salak olduklarını anlayıp tüm vicdani yükümlülüklerimden kurtulur, salaklıklarını yüzlerine vurmaya başlardım.
                Yalnızdık; hepimiz bütün bu kalabalığa, keşmekeşe rağmen yalnızdık. Hiç kimsenin anlamayacağı, ya da hiç kimseye anlatamayacağım yönlerim, düşüncelerim, zevklerim, görüşlerim vardı. Bunlarda yalnızdım, ve aslında herkes bunlarda yalnızdı. Sanırım kızların o bok attığım pembe dünyalarının farklı rengine sahiptim ve kimseyi o dünyada istemiyordum.
Yaptığım ve başkalarına boş gelen pek çok şey bana çok keyif verirken, başkalarının yaptığı pek çok şeyde asla eğlenemiyordum ve onlarda bana boş geliyordu. “Aman tanrım Mınıski! Bugün Cumartesi tanrı aşkına! Gerçekten hiçbir şey yapmayacak mısın?” “Oha Cuma akşamı evde mi oturulur?” “Hadi Mınıski, Pazar karga bokunu yemeden kahvaltısına ebesinin amına gidelim” evet çok eğlenceli gerçekten...
Yanımdakinin ne konuştuğunu duymak için eğilmem ve tüm dikkatimi toplamam gereken yerleri sevmiyordum. Dans etmeyi de sevmiyordum. Alkol iyiydi, ama alkol de muhabbetle iyiydi. Gece hayatı benim için yapmayı sevmediğim bir şeyin bana zorla yaptırıldığı, ve onlarca ter kokmuş, sarhoş insanın sevmediğim şeyi yapıp, sonra benim anlamadığım bir şekilde hiç konuşmadan yiyişmeye başlayıp, birinin evine gidip sevişmeye başladıkları bir şeydi.
Her gece çıkışımda pişman oluyordum, hep şimdi evde olsam şunu bunu yapardım diye düşünürdüm. Bir kere de gece kulübüne gidip de “aman tanrım bu gece çok eğlendim” dediğim olmadı. Evet öpüşmek güzel ve seks eğlenceliydi, ama bunları alkol üzerine yıkmak alçakçaydı.
Belki de ben sevmediğim için bok atıyordum, belki de ben yanlıştım ve aslında gece hayatı çok eğlenceliydi. 

Çaresiz yarım insanların gidip de başka yarımları denediği bir yer...

Ve ben bir buçuk olmak istemiyordum, ama belki iki tam olabilirdim... 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder