Bir ilişki istemiyordum. Bir
ilişkiden ne isteyeceğimi bile bilmiyordum ki bir ilişki isteyeydim. Ben bir
kızı beğenip ona yazmaktan hoşlanan bir adamdım, sonra başka bir kızı beğenip
ona yazardım. İlişkiyle pek ilgilenmiyordum. “Benim öteki yarım” saçmalıkları
bana genelde kendi kendine bir bok beceremeyen çaresiz insanların hayata
tutunma çabası gibi gelirdi. Ben tek başıma gayet iyi idare ediyordum, benim
öteki bir yarım yoktu, ben tamdım.Bana yapışıp hayat mücadelesi vermeye
çalışacak bir asalağa ihtiyacım yoktu
hayatımda. Zaten bir tamın uğraşması gereken şeylerle uğraşıyordum, bir yarıma
daha ihtiyacım yoktu.
Buna rağmen, son derece açık bir insan olmaya çalışıyordum.
Yazdığım kızlara niyetimi açıkça belli ederdim, onlarda genelde fazla uzatmadan
kaçarlardı zaten. Bazen anlamazlar, aramızda çok romantik şeyler olduğunu
düşünür, kendi küçük pembe dünyalarında hayaller kurarlardı. İşte bu kızlar
yere çok sert düşerlerdi. Ne yazık ki o küçük dünyalarından çıkartırdım onları.
Canları yanardı ama benim yüzümden olmazdı bu, onlar anlamasa da bu hep onlar
yüzündendi. Nasıl göremezlerdi ki?
Onlar düşünce bir süre kendimi kötü hissederdim, ama hemen
sonra bana saldırmaya başlarlardı. İşte o zaman ne kadar salak olduklarını
anlayıp tüm vicdani yükümlülüklerimden kurtulur, salaklıklarını yüzlerine
vurmaya başlardım.
Yalnızdık;
hepimiz bütün bu kalabalığa, keşmekeşe rağmen yalnızdık. Hiç kimsenin
anlamayacağı, ya da hiç kimseye anlatamayacağım yönlerim, düşüncelerim,
zevklerim, görüşlerim vardı. Bunlarda yalnızdım, ve aslında herkes bunlarda
yalnızdı. Sanırım kızların o bok attığım pembe dünyalarının farklı rengine
sahiptim ve kimseyi o dünyada istemiyordum.
Yaptığım ve başkalarına boş gelen pek çok şey bana çok keyif
verirken, başkalarının yaptığı pek çok şeyde asla eğlenemiyordum ve onlarda
bana boş geliyordu. “Aman tanrım Mınıski! Bugün Cumartesi tanrı aşkına! Gerçekten
hiçbir şey yapmayacak mısın?” “Oha Cuma akşamı evde mi oturulur?” “Hadi Mınıski,
Pazar karga bokunu yemeden kahvaltısına ebesinin amına gidelim” evet çok
eğlenceli gerçekten...
Yanımdakinin ne konuştuğunu duymak için eğilmem ve tüm
dikkatimi toplamam gereken yerleri sevmiyordum. Dans etmeyi de sevmiyordum.
Alkol iyiydi, ama alkol de muhabbetle iyiydi. Gece hayatı benim için yapmayı
sevmediğim bir şeyin bana zorla yaptırıldığı, ve onlarca ter kokmuş, sarhoş
insanın sevmediğim şeyi yapıp, sonra benim anlamadığım bir şekilde hiç
konuşmadan yiyişmeye başlayıp, birinin evine gidip sevişmeye başladıkları bir
şeydi.
Her gece çıkışımda pişman oluyordum, hep şimdi evde olsam
şunu bunu yapardım diye düşünürdüm. Bir kere de gece kulübüne gidip de “aman
tanrım bu gece çok eğlendim” dediğim olmadı. Evet öpüşmek güzel ve seks
eğlenceliydi, ama bunları alkol üzerine yıkmak alçakçaydı.
Belki de ben sevmediğim için bok atıyordum, belki de ben
yanlıştım ve aslında gece hayatı çok eğlenceliydi.
Çaresiz yarım insanların
gidip de başka yarımları denediği bir yer...
Ve ben bir buçuk olmak istemiyordum, ama belki iki tam olabilirdim...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder