Üniversite
arkadaşım Elena , üniversite hayatı boyunca asistan Ziya'nın derslerini hiç
kaçırmamıştı. Elena trakyalıydı ve ben isminin aslında Helena olmasından
şüpheleniyordum. Ziya'yı ilk gördüğümde, "neden ki?" diye geçirmiştim
aklımdan. Fakat bir gün ders aldığımda adamın gerçekten bir kadını etkileyecek
her şeye sahip olduğunu farkettim. Karizmatik bir adamdı, kibardı, fazlasıyla
zekiydi, çok düzgündü, yüz hatları kusursuz değildi ama bu onu daha da
karizmatik yapıyordu.En bombası da yeşil gözlüydü. Adam bildiğimiz yakışıklıydı.
Elena sürekli Ziya hakkında konuşuyordu. Üniversite hayatı
boyunca Elenaya Ziyaya yaklaşması için gaz vermiştim ama Elena yememişti.
Ziyayla olma hayalleri kuruyordu, çünkü Ziya Elena gibi pek çok kızın hayallerini
süsleyen bir adamdı ama Elena hayallerinin gerçekleşmesi için hiç bir şey yapmadı.
Üniversite
bitip, üzerinden yıllar geçmişti, bu yıllar içinde Ziya, Elenayla aramızda bir
geyiğe dönmüştü ama hala Elena onu anarken gözlerinin içindeki ışığı
görebiliyordum.
Elenayla bir gün yemek yerken bana "ben flört etmeyi
hiç bilmiyorum Mınıski" demişti. Çok komikti, gerçekten kendi anlatımına
göre, eğer erkek olsaydı tam bir öküz olacağını düşündüm. Ben de öküzdüm, ama
en azından flört etmesini bilen bir öküzdüm. O flört etmesini bilmiyor, yol
gösterildiği zamanda beceremiyordu, çünkü flört ederken kendisi olamıyordu.
Bu dönemde Ziya doktora çalışmasına devam etmiş,
düzgünlüğünü ve rasyonelliğini sonuna kadar korumuş, ve belli bir oranda da kas
yapmıştı. Adam gittikçe daha rasyonel ve daha yakışıklı oluyordu.
Günlerden
bir gün, evimde akşamdan kalma bir şekilde otururken, Elenadan bir mesaj aldım.
-Mınıski! İnanamayacaksın! Çeşmedeyim ve otelde kimle
karşılaştım?
-Elena, inan hiç bir fikrim yok
- ZİYA
Kader sanki Elena'nın yüzüne gülüyor diye düşündüm. Bu kadar
sene sonra karşısına çıkartıyordu onu. Hem de Elena bir boşluktayken. Bundan
sonrasını Elena yaşadığı için, hikayenin bu kısmını onun ağzından anlatmam
gerekecek, buyrunuz efendim;
" Ziyayı
gördüm ve gözlerime inanamadım! Okuldayken yakışıklıydı ama yıllar resmen adama
yaramıştı bea! Üzerine dar bir tişört giymiş, kas kütlesini yüksek dozda
arttırmıştı. Ne yapacağımı bilemedim ve Mınıskiye mesaj attım. Bana çarpışmamı
ve sanki o anda tanıyarak "aaa ocam meraba" dememiş söylemişti. Ben
ise diri vücudunu daha iyi görmek istediğimden buna bir bardak su ekledim. Bardan aldığım bir bardak suyla telefonumla
ilgilenir gibi üzerine yürüdüm, çarptım ve suyu üzerine döktüm. Tişörtü sırılsıklam
olmuştu ve vücut atları son çizgisine kadar görünüyordu.
-AGHH FFFFF! Dikkat etsenize biraz canım!
-Aiiiiyyy çok pard...
-=?^+%(=(^+)(%
Söylenip gitti, tanımışım gibi yapamadım bile. Arkasından
baka kaldım. Aklımdan "acaba birde arkadan mı çarpıp su döksem bea"
diye geçirdim, çok sıkı bir kıçı vardı ve dokunmak için can atıyordum bea. Hem
belki bu sefer tanımışım gibi yapma fırsatı bulurdum, ya da belki dayak yerdim.
Evet evet, bu teelikeliydi ve bunu yapmamaya karar verip onu uzaktan izlemeye
koyuldum.
Şişman, bastıbacak , fırça saçlı, er yeri koca koca benli,
çingene gibi bir kadının yanına gitti. Bu karı ne bea diye düşünürken birden
parmağındaki parlak nesneyi fark ettim. Aniden yaşadığım aydınlanma sonucu
ağzımdan "yüzük o bea" kelimeleri döküldü. Yıkılmıştım. Kader yıllar
sonra karışma platonik aşkımı çıkarıyor, ama evli çıkarıyordu bea. Kaderin kötü
bir espri anlayışı vardı.
Ertesi
gün Ziyayı iç biyerciklerde bulamadım, üzgün üzgün Mınıskiye mesaj attım, gitti
eralde diye. Fakat sonra otelde bir konferans olduğunu farkettim. Konferans
salonu büyüktü ve kapı kapalıydı. Belliki bir konferans vardı, ve Ziya rasyonel
bir akademisyen olduğu için, kesin bu toplantıda olmalıydı.
Resepsyona gittim, yoğun ısrarlar ve bir miktar başiş
karşılığında Ziyanın kaldığı odayı buldum. Evet ala çek aut yapmamıştı ve konferansa
gelmişti! Yarabbii çok zekiydim.
Tüm üniversite ayatım boyunca Ziyanın da bana platonik aşık
olduğunu biliyordum ve öğrencisiyle ilişkiye girmeyecek kadar edepli olduğunu
da biliyordum. Ama kader bizi tekrar bir araya getirmişti işte bea! Emencecik
planımı yaptım. Sinsice odasına girmenin bir yolunu buldum, girip valizini
topladım, kendi odama gidip kendi valizimi de topladım. Birlikte geldiğim
arkadaşlardan birine "bir iyiliğe itiyacım var ama iç bişi sormayacaksın
bea" dedim, kabul etti. Ona borçlanmıştım.
O dışarıda arabada motor çalışır, sevgilimle benim
valizlerim arabada beklerkene, ben planın en önemli kısmına başladım; şişkoyu
aradan çıkar bea.
En resmi kıyafetlerimi giymiştim ve büyük bir özgüvenle
konferans salonuna girip "Şişman anıma telefon var bea" dedim,
böylece onu oradan çıkartıp, bir odaya götürüp bağlayıp Ziyayla birlikte
kaçabilecektim. Konferansın "Şişman karılar reabilitasyon ve destek"
konferansı olduğunu nereden bileyim bea! Cancağızımı zor kurtarıp kendimi dışarıya
attım, koşarak dışarıda beni bekleyen arabaya bindim ve "çabuk! ava
alanına bea" dedim.
Yarı
yoldayken aklıma geldi. Ziya'nın valizi bendeydi bea! Üniversitede ala öğretim
görevlisi olduğundan, websitesinde telefonunu bulabilmiştim. Bilinmeyen numara
olarak aradım;
"Valizin elimizde, bir daha görmek istiyorsan, o
buzağını otelde bırak, yalnız başına hava alanına gel, 1 saatin var bea"
dedim kapadım.
1 saat sonra aradığımda ava alanına gelmişti. Sonunda
sevgilimle kaçabilecektim. Ona erşeyi anlatacaktım, ve zaten o da severek
benimle kacaçaktı bea.
Buluştuk. Bir boğa gibi bana doğru geliyordu.
"Meraba Ziya, naber bea?" dedim. Beni görünce durakladı. Platonik
aşkını yıllar sonra görünce şok olmuştu tabi. "Helena?" dedi
"Evet ya Elena" dedim. Şaşırmıştı, "valizim niye sende?"
dedi, "uçak biletlerimiz azır bea, bırak o buzağını, kaçalım gidelim
buralardan" dedim, çok nettim, kendime güveniyordum, güvenmemem için iç
bir sebep yoktu bea!
"O buzağı benim kardeşim Helena!" dedi.
"Hahahah. N.. N. Neeey?" dedim.
Çantasını ızlıca aldı elimden, kıpkırmızı olmuş suratındaki
öfkesiyle ve tıpkı bir deniz gibi olan yeşil gözleriyle bana baktı. Bir an
ayatım film şeridi oldu geçti gözcağılzarımın önünden. Sonra bir karartı.Bayılmışım bea!
Ziyam gitmiş, sonsuza kadar bir daa göremeyeceğim şekilde
gitmiş, em görsem de benden nefret ediyor olarak gitmiş, ben ise yepiyeni bir
dünyaya uyanmıştım. Pişman değildim ve en azından artık platonikliğimi de
üzerimden atmış, raat raat yeni limanlara yelken açabilirdim bea!"
-Elena
-Efendim Mınıski?
-Bu bugüne kadar bana anlatılan en saçma hikayeydi