İlk kez aşık olduğum zamanı
hatırlıyorum. Sonu benim için travmatik bitmişti. Hayatımda ilk kez her şeyimle
sevmiş, bütün ilgimi alakamı zamanımı ona vermiş, bir dediğini iki etmemiştim.
Beni aldattığında ve “evet yaptım ve pişman değilim” benzeri bir e-mail ile
kendisini rahatlatmaya çalıştığında aldatılmanın etkisi sadece bu bencil
fahişenin kendisini rahatlatması uğruna katlanmıştı. Beni azıcık düşünmemiş,
benden daha iyisini bulduğunu düşündüğü zaman benden ayrılmadan bir ilişkiye
başlamıştı. Bu yapılabilecek en alçakça şeylerden biriydi. Aylarca bunun
ıstırabıyla yaşadım. Bir süre sonra bana döndüğünde onu kabul ettim, çünkü
bende aşağılık bir adamdım. Onla bir araya gelmemi utancımdan insanlara
söyleyemeyip bir yalanı yaşadım. Fakat şunu fark etmiştim; ona hiç değer
vermiyordum. Beni bırakan yine kendisi oldu, ancak bu bırakmasında aldatma
olmamıştı; konuşarak benden ayrıldığında resmen bayram etmiştim.
İlk aşık olduğum bu bencil fahişenin yapmış olduklarından
ötürü, hayatımda bir daha kimseye güvenmemiştim. Aslında daha çok
umursamamıştım. Kimseyi sahiplenmez, ilişkilerimde kadınların beklentisini
karşılamaktan çok kendi beklentilerimin karşılanmasını beklerdim. Bu
bencilceydi fakat varsın bencil olsundu. Bombok bir dünyada yaşıyorduk ve bu
dünyada yaşayabilmek için biz de bombok bir hal alıyorduk.
Arada
bir aşkı hissederdim. Özgürlüğüne düşkün biri olmama rağmen hissederdim. Aşk
kuşları gibi. Aşk kuşları asla uçmazlar. Aşk kuşları aşk yaşarlar, hiçbir zaman
uçmanın verdiği özgürlük hissini tatmadan. Ben uçmanın özgürlüğünü çok iyi
tatmıştım ve aşkın bunu elimden alacağından korkuyordum. Çoğu denememde de tam
olarak böyle oldu.
Hepsi aynı bokun soyundandı. Bunu onlara söylediğim zaman da
“Beni öteki kızlarla karşılaştıramazsın Mınıski! Ben öteki kızlar gibi
değilim!” derlerdi. Öteki kızların yaptığı şeylerin birebir aynılarını yapıyor
olmalarına rağmen, hatta “ben öteki kızlar gibi değilim” demeleri bile öteki
kızların dediği bir şeydi.
Bu tip kadınlarla çok fazla zaman harcarken, gerçekten ilk
seferine yaklaştığım aşk hislerinde vurdumduymaz olmuştum. Bir şeyi istiyorsam,
gider alırdım. Cinsellikte de böyle olurdu, ama aşkta hiç böyle olmadı. Aşk söz
konusu olduğunda, bir şeyi istiyorsam, onu alamıyordum. Aşk kuşu olma korkusu
içime öyle bir işlemişti ki…
Aşk söz
konusu olduğunda, The doors şarkısı gibi oluyordum; O’na deli gibi aşık değil misin?
O’na çok kötü ihtiyacın yok mu? Kapıdan çıkıp giderken O’na deli gibi aşık
değil misin?
-Mınıski?
-Efendim Carandes?
-O’na deli gibi aşıksan niye kapıdan çıkıp gidiyor?
-Çünkü bunu bilmiyor
-Seni gerizekalı, niye bunu O’na söylemiyorsun?
-Çünkü henüz kendime bile söylemedim Carandes
-Yemin ediyorum gerizekalısın Mınıski! Bu kaçıncı!
Viskimden bir yudum alıp ağzımda gezdirdikten sonra yuttum. Islak
puromdan bir nefes çektim; çok değil Carandes, emin ol çok değil.